Popülizmde yeni bir eşik: Patlıcanla ters köşe – Diken

“Nasıl, uygulamadan memnun musunuz?” sorusuna çoğunlukla sade bir “Evet” cevabı verilemiyor. Halk çok dolu, kısa cevaplar kesmiyor.

Yüksek sesle “Evet” diyenler, mealen “Helal olsun adama”, “Nasıl yaptı ama?” gibisinden devam ediyor ve konu güçlü Türkiye’yi çekemeyen, bu yüzden de batırmak isteyenlerin oyununu bozmaya geliyor. Adeta bir güç gösterisi var. “Ekonominin gidişatı kötü, halk zorluk çekiyor” diyenleri ezen bir tavırla konuşuluyor mikrofona. Ne var ki bu güç gösterisi bir gıda kuyruğunda yapılıyor. Kilosu 3,5 TL’den domates, 2 TL’den patates ve soğan almak için, kış vakti, kuyrukta.

Yine de merak ediyorum…

AKP seçmeni olup da, “Yahu neden böyle oldu pekiyi? Bir ara domates zaten bu fiyattan satılmıyor muydu? Fiyatlar neden yükselmişti? Pekiyi ben niye kuyruktayım?” diye  düşünen olmuyor mu?

Son bir yılda 1 milyon yüz bin kişinin daha işsiz kaldığını duyan oldu mu? İşsizlik oranının yüzde 50’nin üzerinde yükselmesinin nedenini anlamak isteyen var mı?

İlaca gelen yüzde 26,4 oranında zammın ardında hangi terör örgütü var pekiyi?

Popülizmde yeni bir eşik: Patlıcanla ters köşe – Diken

Genç yetişkinlerin neoliberal yükü: Erken yorgunluk – Diken

Fromm’un [2] modern insandan bahsederken –bence çok üzülerek- değindiği gibi; “(modern) insan, kendini bir metaya ve yaşamını, kârlı yatırım için kullanılacak sermayeye dönüştürmüştür. Eğer bunda başarılı olursa, ‘başarılıdır’ ve anlamlı bir hayata sahiptir; değilse, bir ‘fiyasko’dur. Onun değeri, insanî nitelikler olan sevgisinden ve aklından ya da sanatsal yeteneklerinden değil, satılabilir oluşundan gelir. Dolayısıyla, onun değer duygusu, dışsal etmenlere –başarılı olmasına, başkalarının yargısına- bağımlıdır.” 

‘Üzülerek’ diyorum çünkü Erich Fromm sosyalist duruşundan da olsa gerek, hayatı boyunca insancıl bir felsefe gütmüş ve katıldığı konferanslarda modern dünya insanının neden kendine yabancılaşmış ve içi boşalmış olduğunu sorgulamış ve ‘insanî’gördüğü değerlere geri dönmek için çözümler sunmuştur. Yine kendisi, insanı gerçek mutluluğa götüren şeyin insanî bir üretim (yaratıcılık, öğrenme ve büyüme içeren) ve sevgi olduğunun altını çizmiştir.

Nancy Fraser’in [3] kapitalizm kıskacındaki feminist hareketi harika bir şekilde görünür kıldığı makalesinde dediği gibi “feministler eskiden kariyerizmi teşvik eden toplum yapısını eleştiriyordu, şimdiyse kadınlara ‘yüklenin’ diyorlar. Eskiden toplumsal dayanışmaya öncelik veren hareket, bugün kadın girişimcileri göklere çıkarıyor. Eskiden özene ve karşılıklı bağlılığa değer veren bakış açısı, bugün bireysel gelişmeyi ve meritokrasiyi teşvik ediyor.”

Feminizm eleştirisi gibi bir amacı yok bu yazının ancak ‘güçlü kadın’, ‘ayakları yere sağlam basan kadın’, ‘kimseye muhtaç olmayan kadın’ gibi özne tanımlarıyla günümüz kadınlarının nasıl baskılandığını ve bir kadının başarılı ve değerli olması için çalışmak zorunda olduğu fikrinin çevremdeki genç kadınlar arasında ne kadar yaygınlaştığını anlatmak istiyorum.

Neticede, birçok farklı uyaran ortasında, daha sinsi bir sistematik düzende çıkar yol ararken biraz ambale olmuş; belki de bu yüzden erken yaşta yorulmaya başlamış bir genç yetişkin profilinden bahsediyorum. Hem işsizlerin hem ücretlilerin sistem tarafından abartılmış bir çalışma /çalışmama anlatısında kısılıp kalmalarını kendi kuşağımdan ve çevremden gördüğüm memnuniyetsizlik belirtileri ekseninde ele almaya çalıştım. Bu noktada psikoloji lisansı yapmış biri olarak yaşıtlarıma mantıklı öğütlerde bulunmam gerekirse emin olduğum şey, gözlemci ve eleştirel olmayı elden bırakmadan insanî hak ve ihtiyaçlarımız çerçevesinde bizi ve etrafımızdakileri büyütecek ve özgürleştirecek bir yaratım ve üretimin, en önemlisi de sevginin, hem kendimizi gerçekleştirmemiz hem de topluma fayda açısından anahtar olduğudur.

Genç yetişkinlerin neoliberal yükü: Erken yorgunluk – Diken

‘Capernaum’ Is Not Just a Film, but a Rallying Cry

“Capernaum” is fiction, but its portrayal of Lebanon’s rampant poverty and treatment of undocumented populations is very realistic. Is that context important?

It is a universal story for me because we’re not only talking about kids in Lebanon. We’re talking about kids not receiving their most fundamental rights.

The tone of the movie is very different from your other two features. What does it say about where you are as a filmmaker?

I don’t know what it says about me as a filmmaker but I’m slowly understanding the power that cinema can have on people. The more you understand that, the more you feel responsible. And for me, politics and art are intertwined. As an artist, it’s my responsibility to be involved in what’s happening around us. It’s a duty. It’s not really a choice.

Are there any new obsessions in your life?

I want this film to go beyond the borders of just being a film. This is what I want to work on for the next year — not only promoting the film but also trying to work with the government, at least in Lebanon, to work on the structure that deals with [neglected] children. I want to try to change things. I might never get anywhere, but at least I want to try.

‘Capernaum’ Is Not Just a Film, but a Rallying Cry

You must unlearn the habit of being someone else or nothing at all, of imitating the voices of others and mistaking the faces of others for your own.

[…]

One thing is given to man which makes him into a god, which reminds him that he is a god: to know destiny.

[…]

When destiny comes to a man from outside, it lays him low, just as an arrow lays a deer low. When destiny comes to a man from within, from his innermost being, it makes him strong, it makes him into a god… A man who has recognized his destiny never tries to change it. The endeavor to change destiny is a childish pursuit that makes men quarrel and kill one another… All sorrow, poison, and death are alien, imposed destiny. But every true act, everything that is good and joyful and fruitful on earth, is lived destiny, destiny that has become self.

Hermann Hesse

Hızlı Yaşayanlar: Levent Çalıkoğlu

“Aşırı paylaşım sergilerin ruhunu öldürmeye başladı. Bir serginin Instagram’da çok tüketilmesi, ziyaretçiye, ben bunu gördüm zaten hissi yaşatıyor. Bu yüzden, Londra’daki Tate Modern, belirli sergilerde fotoğraf çekimine izin vermiyor. Bunun çok yerinde bir karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü serginin, ruhu ve kimliği fotoğrafa sığmaz. Bunu yapmaya çalışmak sergiye ihanettir.”

Hızlı Yaşayanlar: Levent Çalıkoğlu

Hayatınızdaki vampirleri tanıma ve yok etme kılavuzu – Diken

Vampirlerle genel olarak başa çıkmanın en iyi yolu onları görmezden gelmek, konuşurlarken ince ince gülümsemek ya da kafanızda bir şarkının sözlerini tekrarlamak olabilir. Artık etki alanlarına girmediğinizi fark ettiklerinde kanınız onlara pek de tatlı gelmeyecektir. Önemli uyarı: Vampirlerle fazla zaman geçirmek bünyede vampirleşmeye neden olabilir.  

Hayatınızdaki vampirleri tanıma ve yok etme kılavuzu – Diken